Göçmen Kuşlar

Hançerlenmiş çatal yürek iki baş.
Başbaşa vermişler konuşmuyorlar.
Yetimce gözlerden savruluyor yaş.
Yağıyor dışarda içli içli kar.
Çatal yürek hançerlenmiş bir çift baş.

Bir kuş kör kafeste babasız kalır.
Kavrulur bir serçe anasızlıktan.
Ah gülmeyen gözler yollarda kalır.
Dökülür yaşları vefasızlıktan.
Bir kuş kör kafeste babasız kalır.

Yataklar küf gibi zindan kokuyor.
Küsmeler, küsmeler ve barışmalar.
Bir arkadaş yüreğimde sevgi dokuyor.
Ayrılık gözyaşı son sarışmalar.
Yataklar küf gibi zindan kokuyor.

Herkesle gülünür ama çilelim,
Ağlanmaz herkesle unutma bunu.
Dostluk yemininin üstünde elim.
Bölmez mi bölmez mi özlem uykunu?
Ve gülmek ki tokat tokat çilelim.

Kadehler dolusu baldıran zehri.
Gördün, göz kırpmadan nasıl içilir.
Bilirsin haldaşım bu zalim şehri.
Burda dirilere kefen biçilir.
Korkusuz içilir baldıran zehri.

Bak körpe ceylanlar nasıl vurulur.
Zalim avcı gezer bizim bağlarda.
Ceylanları vuran eller de kurur.
Bir parça kırmızı kir kalır karda.
Yavru ceylanlar bak nasıl vurulur.

Hangi arkadaş dikmişti şu tomurcuğu,
Bağrımın içinde göğerip duran.
Ey siyah günlerin dertli çocuğu.
Senin nabzın mıdır ranzamda vuran?
Söyle kim dikmişti şu tomurcuğu?

Ne açmaz gül imiş ah şu bahtımız.
Ağarsa mı ola kıpkırmızı tan.
Yad elde kuruldu payitahtımız.
Hüzün sarayında bir tuhaf sultan.
Ne açmaz gül imiş ah şu bahtımız.

Artık güneşlerde siyah doğuyor.
Geçmiyor umudu vuran zamanlar.
Hayat yıldırıyor yaşam boğuyor.
Bilmem kimin için çalıyor çanlar.
Güneşler de artık siyah doğuyor.

Bu yağmur, bu yağmur niçin yağar ki?
Görmez mi bir çift göz suluyor yeri.
Vurulanlara su sunma be saki.
Kavrulsun garibin yansın yüreği.
Bu yağmur, bu yağmur niçin yağar ki?

Her seher uzaktan bir horoz sesi.
Ne çılgın yalıyor parmaklıkları.
Esiyor Yusuf’un kutlu nefesi.
Yıkıyor Züleyha siyah duvarı.
Iraklardan yanık bir horoz sesi.

Gel yaralı serçem küsme bahtına.
Vurma kayalara allı başını.
Anka kuşu olsan geçmem tahtına.
Bir sen kaybetmedin can yoldaşını.
Yaralı serçem gel küsme bahtına.

Ey siyah çayımın buğulu kiri.
Kıvrıla kıvrıla nere gidersin?
Ötelerden eğer, sorarsa biri.
Bırakmadılar da gelmedi dersin.
Kara çayımın ey buğulu kiri.

Mahpus ranzam soğuk yüzüne senin.
Sahte gülüşleri tercih ederim.
Meftunu olmuşum demir kefenin.
Sende yaşar, sende ölüp giderim.
Mahpus ranzam soğuk yüzüne senin.

Gece tekrar kustu bütün kinini.
Her saniye can çek, kıvran, sabah et.
Efendi, demirbaş kabul et beni.
Mevcut listesinin başına kaydet.
Gece tekrar kustu bütün kinini.

Derde sevdalıyım, derde vurgunum.
Bu sevda düşürür eline cânâ.

Hep sürüklenmekten inan yorgunum.
Niye kattın gittin seline cânâ.

Perişan dağınık ve de bozgunum.
Ne çare düşmüşüm diline cânâ.

Eyyub’um, Yusuf’um hadi Mecnun’um.
Amma dayanamam yeline cânâ.

Yanmış vurulmuşum, meftun olmuşum.
Saçlarının bir tek teline cânâ.

Yüklenme bu denli kurban olayım.
Yetmez mi savurdun külüne cânâ.

Derde sevdalıyım, derde vurgunum.

Yerine varmamış dileklerimi,
Götürün melekler n’olur götürün.
Soldurmayın açmış çiçeklerimi.
Mevla’dan dertlere derman getirin.
Yerine varmamış dileklerimi…

Bütün umutların bittiği yerde.
Hayret ölüler de volta atarmış.
İnanmazsan civan bak yarıver de.
Gönül mezarımda kimler yatarmış.
Göster can alıcı o melek yerde.

Doğduğum yerlerde vurgun mu oldu?
Sular mı yürüdü memleketime.
Soldu, gün görmemiş menekşe soldu.
Kaç hançer saplandı safiyetime.
Doğduğum yerlerde vurgun mu oldu?

Arasıra kuşum uç üzerimden.
Vefasızım amma belki özlerim.
Bir de sen oklama ta can yerimden.
Gel, bugün de taşma ırmak gözlerim.
Kuşum arasıra uç üzerimden.

Göç eden kuşların gözleri kara.
Dayan gülüm dayan bahar gelecek.
Muhabbet ne büyük kapanmaz yara.
Ölecek yaralı serçe ölecek.
Dönecek mi söyle kuşlar bahara?

Bir güzel düş gibi, bir düş gibi.
Sen de git can kuşum, de var sen de git.
Dost mezarı içim bulunmaz dibi.
Düşersem aklına el aç, niyaz et.
Belki bir su yürür… İçim çöl gibi…

Mustafa İslamoğlu