Benim küçükken bir name arkadaşım vardı. Gülseray’dı ismi. Güllü saray gibi derdim içimden ne güzel bir isim…Fotoğrafını göndermişti fotoğrafımı istemişti. Onun dalgalı kumral saçları benim ise tombul yanaklarım vardı. “Yıldızlı Atlas” başucumda dururdu hep.
O benim Gülseray’dan önce en iyi arkadaşımdı. Küçükken o kadar mutluydum ki sadece geceleri korkardım ve sadece geceleri ağlardım. Evimizin yanındaki caminin minaresinden perşembeleri ışık gelir bozulan gece lambamızın yerini tutardı. Perşembe geceleri diğer gecelerden daha huzurlu geçerdi bu yüzden daha az korkardım. Yine çok severdim ama canım çok yanmazdı.
Mektup arkadaşım 4.mektubunda taşınacağını söylemişti. Sonra bir daha haberleşemedik. Yıldızlı Atlas’ı başucumdan kitaplığıma taşımıştım. Mektupları ise ahşap boyamasını okulda yaptığım bir kutuya… Yorganım aynı yorgan caminin minareleri aynı gökte…
Yazık ki uyumak üzere olan gözlerimin çocukluğunun üzerine haziran toprağı serpilmiş. Name arkadaşım da büyümüş müdür? Az önce yeniden okudum mektuplarını yürek çizmiş her boşluğa. Çok sevmiş… Çok sevmiştim… Barbie ve Sindy’nin omuz omuza olduğu pembe zarfın içinden bir yıldız düştü kucağıma. Yıldızlı Atlas yerinde duruyor. Acaba ben ona ne göndermiştim. Annemgil hacıdan küpe getirmişti belki onu… Ben de kalpler çizmiş miydim boşluklara. Yürek çizmeyi severdim küçükken… Hâlâ sevmeyi isterdim…
Onun da yanmış mıdır canı ağlamış mıdır 4.mektubundan sonra? Taşınırken mesela… Bahçesinde bıraktığı menekşeye bakıp ağlamış mıdır? Zarfa adresimi yazarken sokağın ismine gelince titremiş midir eli zemherinin anlamını sormuş mudur ablasına?
Konya ile Sakarya arasında tam uyak var..
Gülserayla benim aramda kelimeye dayanan bir çocukluk…
Sakarya denilince Necip Fâzıl Adapazarı denilince zerzele gelirdi ilk aklıma..
şimdi Adapazarı: Gülseray Gülseray: Sakarya..



Hümeyra Özdemir